
25/05/2023
Gökçe Dervişoğlu Okandan
Kültür Yönetimi Kavramı – Dijitalleşme
“Dijitalleşme kültür ve sanat alanında uzun zamandır gündemde olan bir konu olmasına rağmen gerçek bir sorgulama, pandemi zamanı canlı performansın ve sanat kurumlarının mekân ziyaretlerinin sekteye uğramasıyla mümkün oldu. Dijitalleşmenin ilk safhalarında internet kullanımı, kurumun sanal ortamdaki kimlik temsili, web sitesinde sosyal medya araçları gibi daha çok iletişim araçları ön planda iken, sonrasında sanatsal üretimi tetikleyen gelişmeler, yoğun ve sarmalayan teknolojik içerikler, sanat eserinin dijital şartları dikkate alarak tasarlanması ve kurgulanması, sanatsal etkinliğin sanal ortamda izleyici ile buluşması gibi örnekler devreye girdi.
Dijital araçlar kültüre katılım açısında önemli demokratikleşme imkanlarını sundu. Zira, fiziksel mekândan bağımsız sergileme hem çok farklı gruplara seslenmeyi beraberinde getirdi, hem de sanat işinin özellikleri zorunlu kılmadıkça üretilen bazı işler daha küçük bütçelerle daha büyük gruplara sunuldu. Burada özellikle pandemi döneminin başında sanatçıların izleyicileri ile buluşmak amacıyla kendi kişisel sosyal medya hesaplarından sundukları sanatsal deneyimi, profesyonel bir dijital eser (fikir aşamasından itibaren dijital mecralara göre tasarlanmış, üretilmiş ve sunulmuş) algısının dışında tutarak konuşmaya özen gösteriyoruz. Zira dijital alan da bazı kolaylıklarına rağmen fikri mülkiyet ve değer-eder ilişkisi açısından düzenlenmesi gereken bir alan ve bu tür ücretsiz buluşmaların artması, katılımcı davranışında bu tür bir seçkinin yalnızca dijital olduğu için her zaman ücretsiz sunulması algısı yaratmamalıdır.
Kültür kurumlarının dijital konusunda vermeleri gereken öncelikli yatırım kararı aynı zamanda izleyici geliştirme ile de yakından ilgilidir. Dijitalin içine doğmuş genç kuşakların izleyici alışkanlıkları, kullandıkları diğer dijital mecralarla etkileşimler, aynı zamanda kurum üzerinden oluşturdukları aidiyetleri artık dijital araçların ve çözümlerin ön planda olduğu farklı deneyimleri geçerli kılmaktadır. İzleyici geliştirmenin dijital alanda yapılması potansiyel izleyici ve varolan izleyicinin dijital alışkanlıklarının tespiti ve bunların daha iyi bir deneyim için desteklenmesini içerir. Bununla birlikte birçok kurum anda ve mekânda biricik bir deneyim üzerine kurguladıkları varlıkları için bu değişimi bir tehdit olarak da algılayabilirler. Sanat eserinin niteliği ve sektörün doğası burada belirleyici özelliklere sahiptir. Örneğin canlı müzik ve festival sektöründe teknoloji ile benzenmiş örnekler veya hibrit (melez) çözümler önerilse de konser anında topluluğun ana ilişkin paylaşımı, o deneyimi en özel kılan unsurdur. Bununla beraber tek bir etkinlik/buluşma bile değer zinciri içinde birçok tedarikçiyi, organizatörü, paydaşı devreye sokan ve ekonomik rol oynamasını sağlayan bir doğaya sahiptir.
Sektörel yapının dışında da sanatçıya odaklandığımızda sanatçının sürekli üretimi geleneksel mecraların kullanılmasının kesintiye uğraması durumunda (pandemi, ekonomik kriz ve küçülme vb.) tehdit altında olacaktır. Günümüzde karşılaştığımız risk faktörlerinden dolayı sanatçılar da kültür profesyonelleri de dijital mecraları kısmen veya tamamen çözüm olarak görebilmektedir.
Bu noktada dijital dönüşüm sırasında sanatçının üretim ve temsil şartlarının herhangi bir risk altında olmaması, görünürlüğü ve beslendiği izleyicisiyle etkileşime girme şansı ayrıca düşünülmeli ve kurgulanmalıdır. Melez etkinlikler dijital deneyim sırasında analog buluşma ve etkileşim alanlarının kurgulandığı çözümler olarak karşımıza çıkmaktadır.
Pandemi sırasında 8 haftalık bir dönemde 5 yıllık bir hızla dönüşümün tetiklendiğini unutmadan bu süreçlerde aksayan noktaları tekrar düşünmek ve üzerinden geçmek için deneyim paylaşımına açık davranmalıyız. Kültür endüstrileri arasında her sektör de kendine özgü çözümlerini geliştirmek durumundadır, görsel-işitsel sektörün (sinema, kayıtlı müzik) dijitalleşme alanında avantajlı durumda olduğunu düşünmek ancak bununla beraber kültür endüstrilerinin içerik geliştirme ve uygulama konusunda birbirinden beslendiğini de unutmamak gerekir. Yine kültürel çeşitlilik alanında UNESCO 2005 Sözleşmesinin dijitalleşme konusunda geliştirdiği yol haritasında kültür ve yaratıcı endüstrilere kültür politikaları ve yönetişim alanlarında verilecek dijital desteğin yanında katılımcılık ve çeşitliliğin korunması için bazı düzenlemelerin yapılması, dijital okuryazarlığın geliştirilmesine yönelik desteklerin verilmesi, hak temelli korumanın sağlanması ve kültür alanındaki ürün ve hizmetlerin çeşitlenmesi, dolaşımı ve değişimine yönelik temel düzenlenmelerin yapılması önerilmiştir.
Tüm bu düzenlemelerin temel işlevi, kültür ve sanata katılımdaki engellerin aşılmasıdır. Bu engeller arasında mekân ve erişimle ilgili olanlarına dijitalleşme sürecinde biraz değindik, ancak bireysel engeller ve iletişim engelleri de sıkça rastlanılan önemli bir konudur. Bu konuda izleyici geliştirme çalışmaları, potansiyel izleyici ve katılımcının bireysel katılım kararı almasına yönelik tutum ve davranışlarını değiştirmesini amaçlar, önyargı veya bilgi eksikliğini giderir.
Kültür ve sanat kurumlarının iletişim konusu da, farklı sektörlerde takip ettiğimiz pazarlama iletişimi adımlarından daha farklı bir şekilde ilerler. Pazarlama terminolojisinde alışkın olduğumuz 4 P’den 7P’ye ulaşan kısaltmalar yani product, place, promotion, price, physical evidence, people, proceses gibi ürün, fiyat, dağıtım, tutundurma ile başlayan pazarlama karmasından süreç, deneyim, mekânı içine alan unsurlara doğru genişleyen pazarlama iletişimi kavramları, kültür izleyicisi ile ilgili tartışmalarda yol gösterici, ancak tam kapsayıcı nitelikte değildir. Zira, izleyici daha sonra da katılımcı kavramları daha yüksek bir aidiyet ile şekillenmiş ve ürün/hizmet/ deneyimi de doğrudan yönlendiren bir doğadadır. Bu sebeple pazarlama ve stratejik pazarlama unsurlarına, piyasa ve trend araştırmalarına, sosyal medya uygulamaları ve kullanım alışkanlıklarından tüketici davranışlarına geniş bir spektrumu izlemekle yükümlü olan kültür yöneticisi, yine dağarcığını içerik üreten ekiple paylaşmalı ve iletişimde en önemli unsur olan “ürün”ü geliştirmeli ve doğru konumlandırmalıdır.
Günümüz bilgi kirliliği sırasında doğru mecradan yalın ve net bir mesaj vermek, kullanıcı/katılımcı bakış açısından kafa karışıklığına yol açmamak, duygulara yönelerek iletişim kurmak, samimi olmak, güvenilir kaynaklardan bilgiyi paylaşmak, güven ve itibar inşa etmek ve her zaman kapsayıcı bir şekilde düşünmek stratejik iletişimin elzem noktaları olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bu sırada kültür yöneticisinin aldığı kararları veri odaklı olarak iletmesi, araştırmaya dayanarak ulaşmak istediği kitleye dair verileri inceleyip analitik süreçlerden sonra karar alması, dijital ortamda dijital izi takip etmek daha kolay olduğu için çok daha rahatlamıştır. Zira, katılımcının dijital izi kültür kurumunun birçok mecrasında toplanmakta ve takip edilen diğer araştırmalarla bu bilgi birleştiğinde stratejik kararlar için doğru alan oluşmaktadır.
Veri odaklı yaklaşım yalnız stratejik iletişim konusunda değil, aynı zamanda kurumun etki alanının tespiti ve kaynak geliştirme konusunda da çok önemli bir perspektiftir. Kaynak geliştirme konusundaki işbirlikleri, bu temsil ve güven üzerinden gerçekleşir.
İçerik Geliştirme: Gökçe Dervişoğlu Okandan
Video: Moxie Film Production
Kaynakça
The Cultural and Creative Industries: A Review of the Literature
Management and the Arts, William J. Byrnes
Unesco CREATIVE ECONOMY REPORT
Stakeholder Theory
U-School, Ego to Eco
Unesco, Policies and Measures that Support Digital Transformation of Cultural and Creative Industries
Tools for Taking Action, Stanford University
Project Management Institute
IKSV, Kültür Politikaları Çalışmaları Raporları
Toplumsal Dönüşüm ve Yaratıcı Endüstriler Raporu
Kültür Endüstrileri ve Kimlik & Telif Hakları
Dervişoğlu Okandan, Gökçe (2022) “Türkiye’de Yaratıcı Girişimcilik”, Sanat. Kültür.Yönetim- Sanat ve Kültür Yönetimi için Çağdaş Teoriler ve Uygulamalar içinde ed. Marcus Graf ve Ali Güney, Istanbul, KETEBE.””