
30/05/2023
Gökçe Dervişoğlu Okandan
Kültür Yönetimi Kavramı-Kaynak Geliştirme
“Sürdürülebilirlik konusuna değindiğimizde, karşımıza ekolojik, sosyal ve ekonomik sürdürülebilirlik kavramları çıkmıştı. Kültür kurumlarının kaynak geliştirme çabaları bu üç sütuna atıfla ilerler. Fon geliştirme aslında finansal sürdürülebilirlik odağı taşımasına rağmen doğru konumlandırılan kaynak geliştirme çabaları yalnız finansal getiriyi değil aynı zamanda sosyal ve ekolojik dengeyi de beraberinde getirecektir. Başarılı ve dengeli bir ilişkinin kurulması sosyal çabalar da gerektirir, ekolojik gelişmeleri de gözetir.
Tipik olarak bağışçılık davranışında en net şekilde gözlenen, bağışçıların kurum veya kişilere yardım yapma için değil de, bir fikri bir girişimi bir değeri destekledikleri için bağış yaptıkları gerçeğidir. Philantrophy (hayırseverlik) tarihsel gelişimi çok eskilere dayanan bir olgudur, sanat ve kültür alanında hamilik kurumu Antik Yunan referansı ile hayatımızda “mesenlik” kavramı her zaman yer almıştır.
Bir kültür kurumunun finansal yapısını kurmasında, kültür yönetimi bölümünde değindiğimiz tüzel kişilik, yani kurumun hukuksal formu belirleyicidir. Eğer işletme yapısında kâr amacı güden bir kültür kurumu örneği vermek istersek, bu kurumun yaratıcı endüstriler alanında girişimcilik potansiyelini keşfetmesi, ortaklıklar kurması, çeşitli işbirliği projeleri yapması hatta ülkenin bu alanda altyapısı uygun ise sosyal alanda bir girişim olarak etki odaklı yatırım alması beklenir.
Eğer kültür kurumu tüzel kimliğini sivil toplum örgütü üzerinden tanımlıyor, dernek veya vakıf yapısıyla faaliyetlerine devam ediyorsa, içinde bulunduğu ülkenin kültür politikaları ve altyapı destekleriyle doğru orantılı olarak hibe desteği alacaktır. Yine yerel ve merkezi kamu kaynaklarının yanında uluslararası fon başvuruları, işbirlikleri gerçekleştirecektir. Özel sektör ile ortak değerler üzerinden geliştireceği sponsorluk, kurumsal sosyal sorumluluk, kurumsal sosyal inovasyon projelerinde birikimini, izleyicisini, sosyal faydaya ilişkin bakış açısını; özel sektörün kurum kültürüne, çalışanların değerlerine ve yönetimin stratejik itibar önceliklerine, sürdürülebilirlik kararlarına taşıyacaktır.
Günümüzde ekonomik krizler, ulus devlet kavramının sorgulanması, sosyal devlet yaklaşımından sapmalar, kutuplaşma ve politikada radikalleşme eğilimleri, savaşlar ve göç göz ardı edebilecek gelişmeler değildir. Bu karmaşa içinde daha önce kamu kurumlarına atfedilen, 1980’lerde neoliberal politikalar ve özelleştirme dalgaları ile özel sektöre alan açan fon çalışmaları artık önemli bir kaynak olarak bireysel katkı sunan izleyiciyi görmektedir. Bu ilişki yalnız bilet satışı ve tek yönlü bir fiyatlandırma pratiği değil, bireysel bağışçılık çabaları, kültür kurumları için liyakat programları, olağanüstü durumlarda (pandemi gibi) proaktif destek araçları (“Yerin bizde ayrı” gibi pandemi sırasında sekteye uğramış performans biletinin önceden satın alınması ve kültür kurumunun aktif çalışmadığı döneme ait bir destek sağlanması), kitlesel fonlama çalışmaları gibi meblağ olarak büyük sponsorluk anlaşmaları kadar büyük olmasa da izleyici ile doğrudan bir ilişki kuran ve kişisel iz bırakan formlara evrilmiştir.
Bu çalışmalar sırasında kurulan bu kişisel bağ çok önemlidir. Zira yeni kuşakların hayatlarını anlam odaklı sürdürme kararları seyirci davranışını temelden etkileyen bir tutumdur. Birlikte varolma, dayanışma güdüsü beslenen, kişisel katkısını sonuç odağında görebilen izleyici; katılımcı olarak evrilecek ve topluluk parçası olarak kendini sorumlu hissedecektir.
Diğer yandan kültür yöneticisi bu topluluğun oluşumunda, “kürasyonunda”, kurumun stratejisi, izleyici geliştirme konusunda ön plana çıkardığı hususlar, içeriğin farklı gruplara farklı mecralarda ulaşması gibi önemli kararlara imza atarak temel görevi yerine getirecektir. İzleyici için de mesaj bombardımanının olduğu bir yerde gerekli, anlamlı ve doğru mesajları süzerek daha değerli bir deneyime imza atması için olanak tanıyacaktır. Bolluğun azaltılması, yalınlık insanların daha aktif katılımını sağladığı için izleyicinin katılımcıya evrilmesi için önemli bir nokta tetiklenmiş olacaktır. Bu sayede maddi destek veren, sürece dahil hisseden, sorgulayan, verdiği desteğin somut etkisini gören katılımcı, kaynak geliştirme alanında duygusal bir bağ ile en önemli ve güvenilir payı oluşturacaktır.
Burada kurumun değerlerini önemsemenin yanında, yanındakini de önemsemek, ondan beslenmek, ortak bir kimlik inşasına doğru gitmek ve bu yolda güven geliştirmek kaynak geliştirmenin temelinde yer alıyor. Kişisel olarak geliştirilen güven çerçevesinde doğru proje partneriyle hibe başvurusu, doğru sponsorla stratejik iş birliği, doğru toplulukla bireysel destekçilik sağlanır. Bireysel destek alanında bu ilişkileri çok net bir şekilde gördüğümüz bir örnek de kitlesel fonlama pratikleridir. Özellikle hedef için konulan bütçenin veya kaynak tahsisinin sağlandığı durumda, gerçekleşen proje pratikleri söz konusu olduğunda, hedefe inanmış toplulukların bu projeyi gerçekleştirmek için nasıl kenetlenebildiği aşikardır. Bu sırada kültür yöneticisinin paydaş analizini doğru bir şekilde yapması, kendisiyle temas halde olan, sürecin farkına varan, buna dahil olmaktan gurur duyan ve bu gururu paylaşmak isteyen paydaşları kaynak geliştirme sürecinde desteklemesi; ortak değerlerin ve ilgi alanlarının farkında olması gerekir. Aslında bu süreç tıpkı bir döngünün tamamlanması gibi bizi kültür yönetimi ve ekosistem aktörlerinde tartıştığımız ortama getirir.
Kültür yöneticisinin doğru bir araştırmayla başlaması, ortak değerleri belirlemesi, paydaşları gerçek kişiler olarak her türlü hassasiyetleriyle tanıması ve değerlendirmesi, değerlerinden beslenen içeriği geliştirmesi ve farklı platformlardan beslenmesi, izleyiciyi katılımcı haline dönüştürmesi kurumunu sürdürülebilir kılar; sosyal fayda gözeterek ilerleyen kurum da genel sürdürülebilirlik tartışmasına iyi bir örnek teşkil eder. Bu kurumlarının etki odaklı olarak faaliyetlerini raporlaması, paylaşması kültür ve sanatın dönüştürücü gücü ve Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarına hizmeti konusunda somut verilerle ikna edici olacaktır. Böylece veri odaklı kurulması gereken kaynak geliştirme çalışmaları da sekteye uğramadan bir sonraki döngü için deneyimlerini paylaşma ve önemli paydaşları ikna etme şansına ulaşır.
Yine kaynak geliştirme çabaları sırasında çeşitliliğe önem vermek vizyonumuzu geliştirir. Çeşitlilik disiplinlerarası öğrenme, farklı modelleri inceleme ve geniş bir perspektiften bakarak karara odaklanmaya olanak sağlar. Sivil toplumun elzem bileşeni, özel sektörün yükselen değeri olan çeşitlilik, kamu kaynakları açısından da hak temelli bir anlayışın sonucu olarak görülmelidir. Gözettiğimiz çeşitlilik bize faklı bakış açıları ve deneyimler getirerek tek disiplin, tek izleyici grubu, tek demografik grup gibi daha tek tipe odaklanmış içeriğin riskini de dağıtacaktır. Farklı perspektifleri, olasılıkları ve modelleri değerlendirdikten sonra verilen kararlar, içinde bulunduğumuz belirsizlikleri yüksek dönemde çok daha sağlam kararlar olacaktır.
İçerik Geliştirme: Gökçe Dervişoğlu Okandan
Video: Moxie Film Production
Kaynakça
The Cultural and Creative Industries: A Review of the Literature
Management and the Arts, William J. Byrnes
Unesco CREATIVE ECONOMY REPORT
Stakeholder Theory
U-School, Ego to Eco
Unesco, Policies and Measures that Support Digital Transformation of Cultural and Creative Industries
Tools for Taking Action, Stanford University
Project Management Institute
IKSV, Kültür Politikaları Çalışmaları Raporları
Toplumsal Dönüşüm ve Yaratıcı Endüstriler Raporu
Kültür Endüstrileri ve Kimlik & Telif Hakları
Dervişoğlu Okandan, Gökçe (2022) “Türkiye’de Yaratıcı Girişimcilik”, Sanat. Kültür.Yönetim- Sanat ve Kültür Yönetimi için Çağdaş Teoriler ve Uygulamalar içinde ed. Marcus Graf ve Ali Güney, Istanbul, KETEBE.”